8 Ocak 2011 Cumartesi

Nerde Kalmıştık Kamil?

Dün ve bugün batımını izledim çoook çok uzun zamandan sonra. Daha doğrusu pek izledim de denemez. Gökyüzü alabildiğine bulutluydu ama tam da güneşin batacağı ufukta, Maltepe semaları bulutlarından sıyrılmıştı bir miktar ve kızıllık görünüyordu servisle Kızılay'a inerken.
Yaz sonrası Ankara'ya döndüğümden beri toparlayamadım belki de hala durumu. Hala, güneş sadece oralarda güzel batarmış gibi geliyor. Mersin'de sivrisineklerin saldırısının haberini taşıyor da olsa çeltik tarlasının ardındaki denizin üstünden, Kaçkarlar'da olur da sis bulutunun arasından yakalayabilirsen yağmur damlalarına çarpa çarpa binlerce ağacın dallarının üstünden, Samsun'da dilek dileyerek taş attığımız Cernek Gölü'nün üstünde mandaları kovalarken, Kars'ta ise ise gözün görebildiği yere ve daha da ilerisine kadar alabildiğine dümdüz bozkır olan bir alanın ufkunda sarı sarı batardı güneş. Ve Kars'taki gün batımının bir güzelliği de onlu - yirmili - otuzlu... angıt sürülerinin herkesin adını seslenerek ilerdeki tarlalara uçuşu.
Eskiden evin camından güneşin batışını izlemek için cama koşardım akşamüstü saatlerinde. Beklerdim bazen. Elimde dandirik dijital fotoğraf makinemle en güzel anını yakalamaya çalışırdım. Artık ya o saatlerde evde olmuyorum pek ya da camdan dışarı bile bakmıyorum o kadar çok.
Ve belki taa döndüğümden beri durup da bi dinlememişim kendimi. Çok oturdum çok düşündüm. Ama hiç dinlemedim. Bir şeyleri ve birilerini çok düşündüm, çıkış yolları, ihtimaller, onların düşünceleri, şöyle yapmak gerekleri düşündüm. Ama 'napıyosun şekerim, hadi konuş' demedim hiç kendime.

Bazı konularda da daireler çizip çizip başladığım noktaya geri dönüyorum. Bunu da bile bile ve göre göre içinde buluyorum kendimi.

Gemide'den bir replikle bitiriyorum öyleyse; 'Nerde kalmıştık Kamil?'

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder