Şöyle bir şarkı var. Ben bu şarkıyı çok kez çok kişiye /duruma ithaf ettim. Bugün gün içerisinde bile birkaç kez geçti aklımdan.
Sonra, Ayrancı'da oturan bir arkadaşımın evinden çıkıp apartmandan aşağı doğru inerken apartman, her Ayrancı apartmanı gibi tanıdık geldi. Bundan birkaç yıl öncesindeki alelade bir gün gibi hissettirdi; o evden gerçek hayata çıkıyormuş gibi. Gözlerimin dolması, dolmaması ve sinirlenme ihtimalim arasında dönüp dolandım ve Ahmet'in bir gün dediği ve aklımdan kendime dair çıkmayacak bir bilgi olarak " sessizlikten çok korkuyorsun değil mi?" yankılanana kadar devam ettim bu üçlünün atışmasını izlemeye. Ve... Konuştum. Çünkü korktum evet. Kafamda bu şarkı çalarken "buralar ne güzel. Özlüyorum" dedim. " Buraları" özlerken "buradakileri" de özlüyordum.
Bu ara beğendiğim çok şey var. O bilse o da çok beğenirdi bu fikri, bu şarkıyı, bu olayı, diyorum. Ama; o sevmez öyle her şeyi kendisi keşfetmezse. Ya da hiç değilse, ben söylüyorsam asla ilk seferde olumlu tepki göstermez.
Ben bu ara başımı ovarken buluyorum kendimi; sinüslerimin olduğu yerlere bastırıyorum, şakaklarımı sıkıştırıyorum, şakaklarımın üstünden ve gözlerimin kenarından başımın yukarısına doğru çekiyorum yukarı doğru bastıra bastıra. Dudaklarımın uçları yukarı bakacak şekilde yanaklarımdan bastırıp çekiştiriyorum. İyi geliyor zonklaya zonklaya. Ben sana ne güzel bakıyormuşum diyorum. Beni sevmemen ne zor ihtimalmiş bence aslında. Ben olsaydım severdim beni baya. Öte yandan, sevmeyip durmak için de pek çok sebebim olurmuş. Şefkatte eksik davranmazdım ama bence en azından.
Sen gidince gökyüzünden bir parça ışık silindi ama; uçsuz bucaksız gök mavisinin parlaklığı azalıp çoğalıyor göz kırpan yıldızlar gibi. Bir diğer Başak olmak istemiyorum o zaman. Mutlu bir sabah kahvesi yaparken ve saçımı kuruturken göğüs kafesimin en kilit noktasına oturuveren ve bu olağan aktiviteleri yaparken canımın yanması için kemiklerime kadar çekiştiren harici ve dahili kollar bu halde bile böyle nefessiz bırakıyorsa beni, başka bir Başak olarak bir toprak, su, çiçek, sigara ve insan yığını arasında güneş gözlüklerimle takatsiz oturup gözyaşları bitmiş halde ağlamak nasıl bir durum diye deneyimlemek istemezdim.
Ve ben herkesle bir şeyler kazandığım gibi, onların gidişiyle de gökyüzünden birer parça mavi kaybediyorum. Ve belki bu kaybetmeyi o kadar sevmiyorum ki, kazandığım ufak olsun ama yeter ki kaybım büyük olmasın diye bu insanları hayatıma bir yere kadar sokuyorum ki buna sevgililik ilişkisi de dahil. Ya da şu an özellikle de kendime öyle büyük bir yalancıyım ki o apartmandan çıkışımla başlayan bu fikir ve duygu akışı sürecini, kendime karşı uydurulacak güzel bir yalan hikayesinin parçaları olarak kurageliyorum. Sırf ki bu gece de olsun uykuya dalışım,yarım saat ve pek çok katlarını bulan sağa sola ve olmayan pek çok yöne daha dönüşlerim olmasın.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder