Bu türkünün elimdeki tek kaydı, Ezginin Günlüğü'ne ait olanı. Ne zaman dinlesem de aklımda aynı görüntüler canlanır; her zaman fonda koyu sarı spot tipi lambaların rengi, ahşap rengi birkaç tip mobilya, koyu renk koltuk kaplamaları, boğuk bir hava. Eskiden zihnimde beliren görüntüde daha çok insan vardı ama zaman geçtikçe insan sayısı azaldı ve şimdi sadece sarı ışık eşliğinde, konferans salonunun kaba hatları var.
Lisedeyken polifonik koroda söylüyoduk bu şarkıyı. O koroda çalıştığımız bütün şarkıları hala diğer şarkılara göre çok daha içten, bilerek ve hissederek söylerim ama Aygız başka. Şarkının her notası damarlarımı dolaşıyor sanki bir kalp atımlık süre boyunca. Şarkı bitene kadar bütün notalar, bütün hücrelerimi teker teker ziyaret etmiş oluyor.
Doruk, tesadüfen çalabiliyordu bunu gitarla. Dünyanın en ilgisiz, alakasız ve dalgacı tiplerinden biri olan bu çocuk, gitarı eline aldığı zaman bambaşka biri olurdu. Zihnimdeki konferans salonunda en uzun süre kalan görüntü de Doruk'un masaya oturmuş halde başı eğik, uzun tırnaklarıyla dokunduğu üç gitar teli oldu. Gitar çalan erkeği salyası akarak izleyen kız modu değildi bu. O notaların, başka birinin daha damarlarında dolaşıp hücreleri dolaşmasını izleyebiliyordum. İkinci kalp atımında vücudu terk edip salonda dolaşmaya başlayan soprano, alto, tenor partisyonların notaları.
Lisedeyken polifonik koroda söylüyoduk bu şarkıyı. O koroda çalıştığımız bütün şarkıları hala diğer şarkılara göre çok daha içten, bilerek ve hissederek söylerim ama Aygız başka. Şarkının her notası damarlarımı dolaşıyor sanki bir kalp atımlık süre boyunca. Şarkı bitene kadar bütün notalar, bütün hücrelerimi teker teker ziyaret etmiş oluyor.
Doruk, tesadüfen çalabiliyordu bunu gitarla. Dünyanın en ilgisiz, alakasız ve dalgacı tiplerinden biri olan bu çocuk, gitarı eline aldığı zaman bambaşka biri olurdu. Zihnimdeki konferans salonunda en uzun süre kalan görüntü de Doruk'un masaya oturmuş halde başı eğik, uzun tırnaklarıyla dokunduğu üç gitar teli oldu. Gitar çalan erkeği salyası akarak izleyen kız modu değildi bu. O notaların, başka birinin daha damarlarında dolaşıp hücreleri dolaşmasını izleyebiliyordum. İkinci kalp atımında vücudu terk edip salonda dolaşmaya başlayan soprano, alto, tenor partisyonların notaları.
Ezginin Günlüğü'nden bu türküyü ilk dinlediğimde bi türlü tat alamamıştım. Benim bildiğim gibi değildi. Meğer onlar, salona yayılan o notaları kendi defterlerine kendi kalemleriyle yazmışlar. Salonumun, salonlarımın ve seslerinin kayıtlarını hiç alamadım. Var olanlara ulaşamadım. Kafamdakine en yakın olanıysa bu kayıt.
Kad'dan aldığım kartpostallardan birinde bu türün bir fotoğrafı var. Çok sevdim
Yazın Ankara'da görülebilirmiş; peşindeyim :)
Döğüşkenkuş

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder