Bazen çok huysuz oluyorum. Gerçekten...
Her şeye söylenebiliyorum. Eğer etrafımdakiler, yakınım olan insanlarsa daha çok söyleniyorum. Dün dersten sonra ağar serçesi için kampüs içinde arazi yaparız diye konuşmuştuk. Nazlı'nın da vakti olunca o da katılmak istedi. Öyle olunca gözleme dönüştü iş ve göl tarafına inilsin o zaman diye konuşuldu. Planlarım benim isteğim dışında bozulursa baze gerçekten gerilebiliyorum. Etekli gitmişim o gün, tek kolumda çanta falan; alabildiğine alakasızım araziyle. Ama kırmamak için bişey demedim. Saat giderek ilerlemesine rağmen bi türlü araziye başlayamayınca, gölün etrafında ottu çalıydı yokuştu bi de sahiden yakıcı güneşti derken sinirim bozuldu baya. Söylenmeye başladım, kaşlarımı çattım. Akşamki fasıla gitmekten vazgeçtim. Tartıştık biraz hede höde.
Bunlar olurken Cernek geldi aklıma. Şartlar gerçekten zorladığı zaman, ellerim soğuktan yanıyoken, uykusuzluktan gözlerim acıyoken, bazı işler sürekli kendi üzerime alıyoken, yeteri kadar hızlı yürümediğimde azarlanıyoken, çamur içinde kalmışken hiç söylenmedim. Çünkü orası o anda olmak istediğim yerdi ve o anda birlikte olmak istediğim insanlarlaydım. Doğanın içindeydim; şehrin can sıkıcı pek çok şeyinden uzaktaydım. Dışarı çıkıp iki adım uzağa gitsem, tam anlamıyla her şeyden uzaklaşabilirdim. Belki yanıbaşımdaki kavak ağacının tepesindeki gözleri parlayan iki karabatak... Sonra kafasına onları eliyle yakalamayı koymuş deli bi adam ^^
İnsanlar yine istediğim insanlar da olsa, ben onlara uyum sağlayamayacak ruh halinde olabiliyorum. Bu, girdiğim ortamlar, yaptığım işler için de geçerli. Fasıla gittim ama gitmeseymişim de olurmuş (:
Şehir hayatı her yönüyle çok yorucu olabiliyo bazen. Mayıs için gözlerimi diktim Cernek'e.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder