'Günler, akan zamanın sonuna doğru yaklaştukça bellek geçmişi daha çok anımsar.'
Gerçekten de öyle. Bu, zamanın akan hangi parçası olursa olsun böyle. Bu cümlenin sahibi aslında, 90 yaşını devirmiş bir adamın ölüme yaklaşmasından bahsediyordu. Yaşanmış 90ı aşmış yıla oranla çok çok daha az vaktin kalmış olması, eskileri, özlemleri, pişmanlıkları, hayalkırıklıklarını, tatlı anıları ve anları daha sık düşündürür.
Bi yerden ayrılmaya yakınken de bunlar düşünülür. Gitme vakti yaklaştıkça geçirilen vaktin özeti veya anafikri olarak bir hamle yapma isteği olur. 'Bu son an ve buraya beni hatırlatacak bir şeyler bırakmalıyım' düşüncesi. Siz gittikten sonra orada kalanlar için de gitmeye yakın zamanda anılara eklenecek bir şey bırakma düşüncesidir belki de.
Biri ayrılmaya yakınken de - hayattan, şehirden, okuldan, belki sadece yanınızdan - düşünceler başlar.
Ayrılmalar ve ölümler olduğu, bir şeylerin bitişleri ve başlangıçları devam ettiği sürece bu böyle sürer gider. 'Hayatın, gözlerin önünden bir film şeridi gibi akıp geçmesi de işte aynen böyle. Ve tek bir ana ait değil. Atılan her adım, kaldırılan her kolda bir film çekiliyorsa, bu filmlerin şeritleri de uzun bir yolculukta veya uykuya dalmadan önce gözler önünden akıp gider.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder