İğde kokuları var kampüslerde.
3 metre kanat açıklığı, 70 santim gövde boyu olan Avrupa'nın en büyük yırtıcısını yuvasında izledim. Yavrusuyla rahat rahat takılırlarken biz gidip taciz ettik resmen hayvanları. Anne de haliyle, yavrusunu sakladı bizden. Yavaş yavaş arkasına itekledi. Sonra da yavrunun kafası görünmez oldu ve kanatlarını yavrusunun üstüne siper etti. Daha fazla rahatsız etmemek için, ayaklarımız geri geri gitse de ayrıldık yakınlarından. Asla kaçmaz bi andı.
Odtü'de gece arazisi yaptık. Yamaçlara yatmış çobanaldatanların seslerini uzun uzun dinledikten sonra arazinin on beşinci dakikasında yavru bi kulaklı orman baykuşu gördük. Annem yavruşum kıyamam, henüz predatör denen kavramdan habersiz. Ya da insanlardan henüz rahatsız olmayacak kadar küçük; tahmini üç haftalık. Uzun süre bize tahammül edip kıpırdamadan durdu tünediği dalda. En sonunda sıkıldığından olacak ki güçlü kanatlarını çırparak uzaklaştı yanımızdan.
Aynı gün, arkadaşımın kedisinin yavruladığı haberini aldım.
Dün de, kampüste yürürken çipir çipirdeyen bişeyler duydum. Kafamı kaldırmamla, yapay yuvalardan birinden kafasını uzatan üç tane yavruş ağaç serçesiyle göz göze geldim =) Avazları çıktığı kadar, kendilerini parçalarcasına ciyaklıyolar. Biraz sonra anneleri geldi ağzında bi böcekle. Anneyi gören yavrular nasıl açıyolar ağızlarını kocaman, anlatamam. Bi saniyelik bi yemek sessizliği. Ardından tekrar avazı çıktığı kadar çipirdemece.
Dedim bu ne güzel mevsim
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder