Bir belgeselde izlemiştim; yoğun duygular yaşandığı zaman beyindeki nöronlarda elektrik akışı hızlanırmış ve yaratıcılık artarmış. Sanatçıların sürekli bi trajedi içinde olma çabası boşa değilmiş yani. Son birkaç haftada beynim iki kere patlayacak kadar yoğun duygularla dolup taştı. Birinde başladı, birinde bitti.
Ben de bugün kime anlatsam, onu da bırak nasıl anlatsam diye bulamadım bilemedim. Büyük bir sorunla karşılaşınca sarsıntıya uğramış kaplumbağa gibi oluyorum. Kabuğuma gömüveriyorum kafamı. İnsanlara üzüntülerimi anlatmaktan çekiniyorum. Hata benimse beni, başkasınınsa o kişiyi suçlamalarından korkuyorum. Eğer bensem suçlu olan, bu suçtan dolayı utanıyorum. Eğer üzüntüm başka birinden kaynaklanıyorsa; ancak bu kişiyi seviyor olduğum için beni üzebilmesi sorun yaratıyor. Çünkü suçlanacak kişi sevdiğim biri oluyor. O yüzden anlatamadım daha kimseye. Nasıl diycem ki? Hani iki haftadır mutluluktan ölüyorum ya.. Hani gözüm başkasını görmüyor ya.. Hani dalga geçilecek kadar aşık oldum ya o kadar uzun zaman sonra.. Başka biri olsa 'bana müsaade' diyip gideceğim şeyleri söyleyip yaptığı halde rahatsız olmak ne demek, sevinçten ne yapacağımı şaşırıyorum ya.. İşte artık öyle değil. Yine bir eski sevgili mevzusu her şeyi sıçtı batırdı mı diycem? Yok artık ben 'eski sevgili lafını ağzıma almak istemiyorum. Kimsenin de almasını istemiyorum.
Kaç zamandır yazmıyorken sözlüğe yazdım bunu.
''asla ama asla kafanızda bitirmeden başka biriyle bir ilişkiye başlamamanız gerekir. unuttum sansanız da o kadar kolay değildir akıldan çıkarmak. hakkında düşündüğünüzde, kendisiyle konuştuğunuzda içinizde bir şeyler kıpırdanmayı bırakana kadar unutmuş sayılmazsınız. eğer hala ufacık tefecik de olsa ona karşı bir şeyler varsa içinizde, başladığınız yeni ilişki iki taraf için de üzücü olacaktır. bir şekilde bu durum patlak verecektir ve ilişkinin sonu da bu eski sevgili yüzünden gelecektir. hem size yazıktır hem de karşınızdakine. tam düzene girerken tekrar ağzınıza s*çılır bunlar yüzünden. birinden ayrılındıysa ayrılınmıştır, bir sebebi vardır ki bitmiştir. durup durup muhabbet etmenin, deşmenin anlamı yoktur. terk edilen zaten kendini toparlamaya çalışıyorken bu ardından herkesçe pek küfredilen eski sevgilinin gelip gidip 'özledim' demesi. 'ama yanlış anlama, arkadaş olarak.' demesi hiç de yardımcı olmaz. madem zırt pırt geri dönülecekti niye ayrılınmıştı? falan ve de filandır. arada bir ılımlı yaklaşmaya kalkışsam, 'yaşanmış şeyler var, bir kalemde silinip atılamaz ya.' desem de iki taraftan biri için ve sonrasında üzülen tarafın ilişkiye başladığı yeni kişi için işkenceye dönüşen bi münasebettir eski sevgiliyle görüşme.''
Çıldırcam resmen çıldırcam. Onunla konuşurken nasıl o kadar sakin kalabildiğime de bir anlam verebilmiş değilim zaten. Eve dönerken aklımdan milyon tane şey geçti. Ama bu düşündüklerimin hiçbirini söylemem ona yardımcı olmazdı. Çünkü burdaki durum tamamen onun kendi düşüncelerini ve duygularını toparlamasıyla ilgili. Yine de biliyorum ki kendini toparlaması demek de işlerin ikimiz adına iyileşeceği anlamına gelmeyebilir.
''İşler netleşene kadar bekle demek istiyorum. Ben kendimi toparlayınca geri gelirim demek istiyorum ama buna hakkım olmadığını biliyorum.'' dedi. Yaşadığım şeylerden öğrendim ki bunları söylemek sadece insanın kendi vicdanını rahatlatmak ve karşısındakine 'sorun sende değil' mesajı vermek için. Bana bunu söylemene gerek yok az çok nasıl bir durumda olduğunu anlayabiliyorum, demek istedim ama bunun ona bi yardımı olmayacaktı. Ta ilk başında korktuğum şeyler başıma geliyor teker teker. Eski sevgilisinin ortaya çıkmasından adam akıllı ilk sohbet ettiğimiz günden beri korkuyordum zaten. O çarşamba gecesinin ardından Mert'le konuştuğumda, eğer bu ilişki biterse topluluk içinde hoş olmayan bi durumda kalacağımıza dair uyarıları da tedirgin ediciydi.
Topluluk da uzun süredir yaratamadığım 'kendime ait alan' boşluğunu doldurmuştu. Hem de çok keyifli bi şekilde. İnsanları, olayları, aktiviteleri, şu an anlatamayacağım kadar benimsedim. Çok büyük bi keyif alıyorum içinde olmaktan. Belki Eşref'in varlığının da bir katkısı vardı bunda. Ama şimdi o havayı tekrar yakalayabilir miyim bilmiyorum. 'İnsanların, toğluluğa benim için geliyo olduğunu düşünmesini istemem,bunun böyle olmadığını biliyorum. Lütfen gelmeye devam et. Toplantılara da gel, eğitimlere de, kamplara da gel.' dedi. Bunların hepsini onun istediğinden daha çok istiyorum. Ama eğer onun için işleri zorlaştırıyor olursam da sanırım daha uzun süre devam edemem. Dağdan gelip bağdakini kovmam komik olur.
Çok kısa sürede çok fazla girmişiz birbirimizin hayatına. Neresinden nasıl çıkacağımı bilemedim.
Yine de işin ilginç yanı; şu ana kadar en çok kötülüğü kendimden görmüşken şimdi en ufak bi hatam bile olmadığı halde başıma üzücü bişey gelmiş olması. İlk defa hiç çekinmeden suçlayabileceğim birinin parmağı var üzgün olmamda. Ama yine bağıra çağıra sövemiyorum. Çünkü bunlar bana dolaylı yoldan ulaşıyor. Ve Eşref'in de yine en ufak bi suçu bile yok. Bize ait tek hata belki de biraz acele etmiş olmamız.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder