Biraz emek, biraz gayret. Ama hayatta birçok şey şans ve tesadüfler üzerinden yürüyor. Olayın mottosu da 'doğru yer, doğru zaman'. Bu sefer yarı yarıya patladı bu motto. Yer doğruydu ama zaman kısmında ufak bir sekme oldu. Altı yedi ay öncesi veya bir iki hafta daha sonrası olsaydı keşke. Ya da hayır öncesi değil. Evet tecrübeler önemlidir. Yaşanmamışlıktansa yaşanmışlığı tercih ederim üzüntülerimde. Altı ay öncesi hem benim için doğru zaman değildi, hem de onun hayatındaki önemli bir tecrübeyi çalmış olurdum. Neyse olay, dün ya da bugün değil.
Mutlaka istisnalar çıkıyor. Tez ne kadar doğru olursa olsun, bi yerlerde bir açık çıkıyor. Birileri eğleniyor bu açıklarla biliyorum. Her şey çok kontrollü ve güvenilir giderken çıkan aksaklıklar eğlendiriyor olmalı birilerini. Sosyal ilişkilerdeki en büyük açık da göğüs kafesinin içindeki acı çeker gibi kasılıp gevşeyen şekilsiz organ yüzünden ortaya çıkıyor. ( Bu noktada düşündüm de, aslında ipler onun elinde değil. Her şey beyinde başlayıp bitiyor. Beyne bir karşıtlık olsun diye suçu kalbe atıyorlar sanırım. Vücuda hayatı taşıyan kalp olduğu için onu duygulardan sorumlu ilan etmişlerdir heralde. Daha da uzatabilirim bu biyolojik düşünce akışını. Ama gittiği yeri sevmedim. Şimdi içimde yaratmak istediğim bunalım yok ediyor. ) Duyguların, hangi akla hizmet evrimleştiğini anlayamıyorum. Tekerlere sokulan çomakların hepsi onlar.
Belki de bu yüzdendir bi ilşkiden çıktıktan sonra sudan çıkmış balığa dönmenin sebebi. Duygular sadece biriyle paylaşılıyorken anlamlıdır. Ve ancak o zaman bir mantığa oturtulabilir. Ayrıldığın zaman tekrar mantıklı bir hayata dönmüş oluyorsun ve senin alıştığın duygusal dünya, dışarda işlemiyor oluyor. Haliyle belli bir toparlanma ve kendine gelme süresi gerekiyor. Elbette sadece bu değildir bu afallamanın, üzülmenin, falan filanın sebebi. Ama bunun da bir yeri vardır.
Heh! Yine Cem Adrian...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder