27 Mayıs 2009 Çarşamba

on yüz milyon baloncuk

İçimden on yüz milyon baloncuk uçurdum. O deterjanlı suya batırılmış halkalı çubuklardan üflenen balonlardan çıkardım ağzımdan bir sürü. Yeşil Yol'da John Coffey'nin ağzından çıkardığı o tanımlayamadığım zıbıtlar gibi. Çok üzüldüm, çaresiz kaldım, bilemedim ne yapayım diye. Bunlar çıktı ağzımdan. Benim baloncuklarım kahverengi zıbıtlardan daha eğlenceliydi elbette ama ağzımda bıraktıkları tadı sevmiyorum. Başka baloncukları seviyorum aslında, ama sonrasını sevmiyorum. Bu durumda ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Biraz zaman geçiyo, unutuyorum. Baloncuklarımı özleyip yutuyorum kocaman bi şişeyi. Şişenin üstündeki gümüş renkli topla mini bi yol bulma oyunu oynuyorum.Top dönüp dolaşıp aynı noktaya geliyor. Cevabını baştan belli ediyor ama çıkaracağım baloncukları. Çıkan baloncukların üstünde güneş ışığında oluşan gökkuşaklarını izliyorum. Gülümsüyorum. Birileri geliyo, birlikte gülümsüyoruz. Ki aslında onlar umrumda değil çünkü beni tek bir gülümseme ilgilendiriyor. Sonra hava yavaştan kararıyor. Önce baloncukların üstündeki gökkuşağı renkleri kayboluyor. Sonra baloncuklar bitiyor. Sokak lambaları yanmaya başlıyor. Yağmur yağıyor ve bir tanesinin altında durup yukarı bakıyorum. Ara bir sokağın dar kaldırımında, sokağın caddeyle birleştiği noktada yağmur altında bir sokak lambası. - Ruhumun bir kısmı hala o lambanın oralarda. -Serpiştiren yağmuru severim ben, o her türlüsünü sever. Açmıyoruz şemsiyeyi. Hatta şemsiyeyi yanımıza almamıştık belki, emin değilim.
Yine ağzımda sadece acı deterjan tadı kalıyor. Aradan biraz zaman geçiyor. Yine renkli balonlar üfleniyor ve yine ağzımda acı tatla uzaklaşıyorum bir dahaki sokak lambası ışığına kadar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder