10 Ağustos 2009 Pazartesi

Burun Deliklerimi Rahat Bırak

Nefes alabilmek için iki bölgeyi kullanma şansımız var; ağız ve burun.

Uzun süre önce bir lafı ağzıma tıktın, sonra da ellerinle sıkı sıkı kapattın ağzımı. Artık sadece burnumdan nefes alabiliyordum. Ağzıma tıktığın şey de büyüdükçe büyüdü, çıkamadığı için canımı acıtmaya başladı. Zorlaya zorlaya açmaya başladı dudaklarımın arasını. Tam da 'işte o zaman, bu zamanmış.' derken çıkan şeyin, içeri girerkenki halinden farklı olduğunu fark ettim. Üstelik de değişmeye devam ediyordu. Yıllardır içerde tıkılı kalmış olmanın hıncını çıkarıyordu benden. Ben 'benim suçum ne? O tıktı seni oraya.' diye hedef gösterdikçe 'Beni çıkarmak için yeterince uğraşmadın.' diyerek beni suçlamaya devam ediyordu. Düşünüyorum da, haklıydı. Ama olanlar olmuştu bi kere, dudaklarım bana çok kızgın. Canları hala çok acıyor.

Bunu bilerek mi yapıyorsun bilmiyorum ama baktın ki ağzımda yaralarla da olsa daha rahat nefes alıyorum artık, şimdi de burnuma diktin gözünü. İki parmağınla sıkıştırmışsın burun deliklerimi, gram enerji harcamadan yine ket vuruyorsun nefes almama.

Kocaman bir evin içinde uyuyorum ne zamandır. Güneş, olduğum odada gözlerime girmeye başlayınca yastığımı yorganımı alıp başka bir odaya geçiyorum. Ama ev ne kadar büyük de olsa koridorun sonuna yaklaşıyorum ve uyanmam da gerek zaten. Bak saat kaç oldu.

Şimdi burun deliklerimi rahat bırak.

(Farkında olmayarak yazıya yaptığı destek ve hep orda bi yerde oluşu için ışığa teşekkürler)


Resim, Kim Ki Duk'un Breathe filminden.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder