22 Ağustos 2009 Cumartesi

Dağlarda Kar Sesi Var

Oralar sisli. Hani o bulutun içine giriyosun ya. Hani birkaç adım atsan içine girebileceğin horonlar, çalan tulumlar var yakında. Fırtına'nın kolları akıyor sağda solda. İçindeki çakıl taşlarıysa şu ana gördüklerimin en güzelleri ve akvaryumumun en güzide parçaları. İki adımda bir buz gibi sular akan doğal çeşmeler var. Çılgın bir taksici kuzen var ortada. Daha dün tanıştığı adamların üstüne su atıyo kıkırdaya kıkırdaya. Her yerde her tonda bissürü ağaç. Girdiğin her kuytuda başka bir sürü bitki. Bagajımızda taşıdığımız, kafasına tampon olarak yerleştirdiği yastığın üstüne kapattığı bagaj kapısıyla kardeş. Ha bi de koştur koştur lokma tatlısı sıcak.

Yine başa dönersem, seviyorum ben yaylaları. Ayder'i de çok sevdim ve en güzeli de o gün, biz orda olduğumuz sürede sisli olmasıydı. Giderek de aşağı inmesi. Eğer gitmemiz gerekmeseydi öylece dururdum bulutun içinde. Siste ıslanmayı özledim.

Üçüncü yıldır üçüncü kez yaklaşık ayı tarihlerde ve yaklaşık aynı saatlerde Trabzon'un denizi üzerinden batırdım güneşi. Çorum çıkışında hava aydınlanana kadar da sağımda hala deniz olduğuna inandırmıştım kendimi. Omzumda ışık uyurken sağ dirseğimi pencerenin minik pervazına, alnımı da o elimin avuç içine yerleştirdim. Aşti'ye kadar tonla düşünce. Bak yine yakaladım kendimi aynı pozisyonda, bu sefer dirseğim çalışma masasına konmuşken. Dirseğimin bi yere tünemesini sevmiyorum. Sabit kalma, hareket et. Düşünmeyim ben. Evet. Sabaha yaklaşıyoruz, saat hepülük bi saat diye böyle oldum durup dururken.

(19.00 suları, 17.08.2009 , Trabzon, otobüs, cam kenarı)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder