29 Temmuz 2009 Çarşamba

Omuz Üstü


Antartika'da çok savaş varmış. Ben hep altı ay gece kısmında yaşamışım bölgenin. Biraz uzaklaşıp gündüzünü görünce fark ettim ortalıktaki uçuşmuş eşyaları, yerde bölük bölük duran kelimeleri, dağılmış kırık kalp parçalarını ve onları toplayıp birleştirmeye çalışanları. Zaman zaman kafamı aydınlık çizgiye uzatır, en yakınımdaki kırık kalp parçasının pırıltısına kapılırdım. Parçalar ne kadar minik olursa bilirdim ki o kadar çok parça var. Ve benim göğsümde oluşan, kırık parça sayısı kadar çizikle geçmeye çalışırdım aydınlık alana. Her seferinde de bir fırtınaya yakalanır, göğsümde daha çok sayıda ve daha çok acıyan çizikle karanlık tarafa koştururdum gerisin geri. Zihnimde yaşayan tatlı kör edici ışık ve göğsümden silinmeye başlayan yaralarla tekrar uzatırdım başımı aydınlık tarafa belki fırtına benim için dinmiştir bu sefer diye. Uzaklara giderken fark ettiğim şeylerden biri de, yakalandığım o fırtınada üzerimde büyüklü küçüklü yaralar bırakan fırtınaya sebep olanın kırık kalp parçaları olması.
Uzaklarda kafam rahat. Savaş yine yakın ama göğsüme uzak. Altı ayı karanlık, altı ayı aydınlık değil. Günün gecesi belli gündüzü belli. Gün içinde olan biten belli. Büyüleyiciliğini asla kaybetmeyecek. Ama bir daha Antartika'ya dönmek mi? Çok zor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder