28 Temmuz 2009 Salı

Zıp Zıp

Bazen hiç hiç beklemediğin insanlardan hiç beklemediğin tepkiler alabiliyorsun. Bu hikayedeyse tepkisizlik görebiliyorsun. Her konuda dikkat çekmeye çalışan, en ufak çiziğinde mızmızlanan o kız; iki senedir annesinin kanseriyle ilgili tek kelime etmedi utana sıkıla biz sormadığımız zaman. İyi ya da kötü demiyorum buna, ama şaşırıyorum.

Eniştem de böyleydi işte aynen. O kadar şey olurdu, o hala kıkır kıkır gülüyor olurdu. Serhat abinin olaylı düğününün ertesi günü de yine tabiri caizse yavşakça şakalar yapıyordu bana. Yeni haberim oldu ama meğer düğünden sonra kalp krizi geçirmiş. Tamam elbette olayın maddesel boyutu yadsınamaz; adamın kalbine giden damar yüzde doksan küsür tıkalıymış. Ama ben yine de düğün öncesi ve sonrası olaylarının patlamasına verdim bunu. Ben dediysem öyledir :P

Gündüz Vassaf'ın Cennet'in Dibi'ni okuyorum bu ara. Adamın bissürü konuda çok ilginç kafa yormaları var. Pek keyifli. Kitap genel olarak güzel ama Pipicik bölümünde iki nokta gözlerimi belertti. Diyor ki ''Dişi bir ada Kea. Antikçağdan kalma İsis tapınakları var.'' Bu cümleyi yazarın kendisi mi kuruyor yoksa Yunanistan'da her adanın bir cinsiyeti mi var bunu bilemiyorum. Ama bazı varlıklara cinsiyet konması bana çok keyifli geliyor. Her cansız varlığa bir cinsiyet atayan dillerin bu durumu çok ayrımcı ve sinir bozucu gelse de bazen birkaç varlığa cinsiyet verilmesi hoşuma gidiyor. Gemilere 'kızım' denmesini çok sevmem gibi Kea adasının da dişi olarak bahsedilmesini çok sevdim. Bir de bir karakter var hikayesinde, adı Adonis. Adonis, kan damlası denen ve gelincik benzeri olan bir çiçeğin Latince adı. İsmin bu çiçeğe verilişiyse mitolojik bir hikaye. Afrodit'in aşık olduğu, öldüğü zaman kanının aktığı yerlerde çiçekler açmış olan bir erkek güzeli Adonis. Yazarın genel olarak seçtiği isimler her ne kadar bana çok zorlama gelse de çoğunun göndermeleri var. Aynı şekilde bu isim de hikayenin sonunda anlamını buluyor. Yapılan ayinde Adonis'in penisine tavuk kanı damlaları akıtıp hadım ediyorlar.

Yalnız değilken güzel, yalnızken pek sinir bozucu olabilen şeyler vardır. Çoğu zaman yağmur da bunlardan biri. Bugün zaten o saate kadar pıflaya poflaya geçirmişken zamanımı, tam da en sinir bozucu anımda Kızılay'da bardaktan boşanırcasına yağmur yağmaya başladı temmuz ayında. Ama bir dükkanın tabelasının altında beklerken, yağmur suyu birikmiş yola düşen dolu parçalarının dalından yeni kopmuş taze fındıklara benzediğini fark ettim. Sonra bir dondurma, aldığım birkaç kitap huzur dolmama yetti. Yine de ben dışarda tek başımayken yağan yağmuru sevmiyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder